Arşiv | Music RSS feed for this section

Jace Everett – Bad Things

17 Ağu

Tembel bir True Blood izleyicisi olsam da, bu şarkı gerçekten çok güzel!

Steindór Andersen – Hugann Seiða Svalli Frá (with Sigur Rós)

4 Ağu

Biliyorum, biliyorum Youtube yasak ama eminim benim gibi izleyebilenleriniz vardır muhakkak. Bu şarkıyı ilk defa Sigur Rós’un Heima filminde duymuştum ve anında aşık olmuştum. Aynı zamanda bir balıkçı olan ve Iðunn adında bir teknesi olan Steindór Andersen’ı saatlerce dinleyebilirim sanırım. Şarkının sözlerini anlamasam da, kulağa çok hoş geliyor.

Ne yazık ki İngilizce çevirisini bir türlü bulamadım, var mı onu da bilmiyorum. Merak edenleriniz için orjinali de aşağıda. Bu dili öğrenmek lazım, göze de kulağa da bayram niteliğinde!

Hugann seiða svalli frá
sundin, heiði og skörðin;
vona-leið er valin þá
vestur Breiðafjörðinn.

Alt er borið burtu gróm
bæði af Skor og fjöllum,
því að vorið blóm við blóm
breiddi í sporum öllum.

Dægur-halli daggperlum
dreifir vallargróðann;
bjargastalla beltast um
blessuð fjallamóðan.

Þrjóti grið á þessum stað,
þá er lið að skeiðum,
því að hlið er opið að
úthafsmiðum breiðum.

Massive Attack – Paradise Circus / The Fall

12 Tem

Güzel kadınlar, pahalı markalar, zengin erkekler, canlı bir şehir, boş bir senaryo ve kötü oyunculuk… Amerikan sinemasının kokuşmuş ve boş gözlerle izlediğimiz filmlerinden kaçamadığımız zamanımızda “The Fall” serin bir limonata gibi gelmişti ruhuma… Konunun her zamanki gibi üstünde durmayacağım, spoiler lanet bir şey çünkü.

Beni etkileyen… Evet beni etkileyen… Renkler mi? Oyunculuk mu? Yoksa o şiirsellik mi? Ahh peki müziklere ne demeli? Tüme de varsak tümden de gelsek… Sağdan girip soldan çıksak… Alttan oyup göğü delsek de The Fall, içinde hiçbir kusur bulamadığım, şairaneliğine, akışına, seslerine, renklerine, diline, mimiğine, kokusuna ve ruhuna aşık olduğum bir film. Alexandria ile ağlarken aslında bir yandan Roy olduğumun blincinde, ah belki biraz da o kötü kadınlar içinde kayboldum. Bilmem hangi film, içindeki birçok karakter gibi hissettirebildi kendimi bana?

Uzun zamandır koca bir boşluk denizinde yüzerken, gece yıldızlı gökyüzünde izledim bu filmi sanki. Ve bittiğinde de işte, biz insanların aslında tamamen sinema yetisini kaybetmediğini ve hala ruhu olduğunu gördüğüme seviniyorum. Kara göründü! Mümkünse yalnız seyretmenizi ve dikkatinizi dağıtabilecek şeylerden (cep telefonu vs.) uzak durmanızı öneririm. Fazlaca duygusal davranıyor da olabilirim. Ama işte.. olay da bu ya zaten..

Massive Attack’in Heligoland albümündeki Paradise Circus adlı şarkı, onları neden bu kadar çok sevdiğimi bir kez daha hatırlattı bana. The Fall’dan görüntülerle… İyi seyirler.

Chopin Üzerine Notlar

28 Haz


Remzi’nin hiç de hoş olmayan kitap rafları arasında dolanırken hemen gözüme çarpan bu kitap, edebi açıdan bana orgazm yaşatmasa da, kendime ilginç sorular sormama neden olduğundan dolayı yine de takdire şayan sanırım.

Çocukluğumdan beri en çok sevdiğim sanatçı Chopin olmuştur. Başka hiç kimse onun kadar içime işlememiş, hiç kimse müzik setimi bozana kadar kasedi (o zamanlar kaset vardı, CD ise fazlaca pahalıydı) geriye sarmama neden olmamıştır.

Gide, bir Chopin aşığı olmasının yanısıra müzikle de oldukça ilgili bir yazar. Kitapta da duygularından çok Chopin’in nasıl çalınması gerektiğinden bahsediyor. En çok şu satırlarda ona katıldığımı da belirtmem gerek sanırım;

“Chopin önerir, varsayar, sezdirir, sevdirir, inandırır; hiçbir zaman kesinlemez, kestirip atmaz.”

Dinlerken insanın tüylerini diken diken eden Chopin (en azından sevgiliminkini ve benimkini), sizi savurup duvara fırlatan ve ardından gelip yüzünüzün her yanını öpen bir sevgili kıvamında hissettiriyor insana. Kulağa dengesiz gelse de, her iki durumu da dengeliymişçesine kabullenmekten başka bir şey kalmıyor geriye, çünkü Chopin insanı anlatır. (Fazlasıyla kaypak bulduğum ve iğrendiğim) insan doğasının her türlü halini onda duyabilmek mümkün diye düşünüyorum.

Kitabı okurken kendime sormak durumunda kaldığım soru ise: “Geçmişte bir zamana gidebilecek olsan nereye, hangi tarihe giderdin?” oldu. Chopin’i “kendisinden” dinlemekten başka bir arzum olmadığı çok açık ortada. Büyülenip, ağlayıp ve belki de felç olup geri dönerdim.

Kitap, İdil Biret’in Chopin yorumunun olduğu bir CD ile birlikte satılıyor. Can Yayınları’nı bu düşünceli hareketlerinden dolayı kutlar, ellerinden öperim. Gerçi, ben Chopin’in en çok Janusz Olejniczak yorumunu severim. The Pianist adlı filmin soundtrackinde dinlediğimiz isim de o zaten.

Chopin… Üzerine onlarca yazılmış çizilmiş, kimilerinin hayatını değiştirmiş, hayatımın merkezine yakın insanların en nadidelerinden. Müziğinden büyülenmek isteyenlere…

dfss, posted with vodpod

Kimler okusun?

Chopin seven herkes. Tanışmak isteyenler de okuyabilir.

Kimler okumasın?

Dipnot sevmeyen, ‘Bilmediğim bi sürü kelime var bunda, bu ne böyle be?’ diyecek potansiyele sahip kimseler. Lakin bolca müzik terminolojisi alıyorsunuz bünyeye ister istemez.

Snow Patrol-Run

26 Haz

Snow Patrol, posted with vodpod

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.